TÜM HABERLERGÜNDEMÖZEL HABEREGE'DEN HABERLERYEREL YÖNETİMLERYAŞAMGAZETE
DİĞER
YAZARLAR
× ANASAYFATÜM HABERLERGÜNDEMÖZEL HABEREGE'DEN HABERLERYEREL YÖNETİMLERYAŞAMGAZETEKADINBİLİM VE TEKNOLOJİSAĞLIKKÜLTÜR SANATEKOLOJİMAGAZİNEĞİTİMDÜNYASPOREKONOMİYAZARLAR
YAZARLAR
Dr Şerafettin Özdoğan

Balonlar ve Elif… Mucizelerin anatomisi


 

 

Bir ilkokul öğretmeni öğrencilerinden birer balon şişirip, üzerine isimlerini yazmalarını istiyor. 

Öğrenciler bir müddet oynadıktan sonra bütün balonları bir araya toplamaları için geniş bir kutu gösteriyor.

Balonlar yeterince karıştıktan sonra öğretmen öğrencilerinden kendi isimlerini yazdıkları balonu bulmalarını istiyor. Oldukça uzun bir süreç ve bir miktar kargaşadan sonra her öğrenci kendi balonunu ancak bulabiliyor.  

Öğretmen ikinci kez balonları bir araya toplamalarını istedikten sonra bu sefer de her öğrencinin aldığı ilk balonu üzerinde ismi yazılan arkadaşına vermesini istiyor. Böylelikle çok daha kısa sürede ve hiçbir karışıklık olmadan balonlar sahiplerini buluyor.

Öğretmen ‘önce ben (!) demeden, yardımlaşmanın önemini’ gösteriyor çocuklara bu oyun ile…

Yardımlaşma. Önce ben demeden ihtiyacı olana yardım etme. Zor zamanlarda ne kadar önem arz ediyor görüyoruz sıkça. Dünya olarak, ülke olarak, şehir olarak, birey olarak…

Son örneği bugünlerde İzmir’de yaşanıyor. Herkesi yasa ve acıya boğan bu elim depremden sonra ilk saatlerde başlayan yardım etme seferberliği. Bir parça yaralara umut olsun diye.

Ülkemizde daha önce de yaşanan depremlerden sonra öğrendiğimiz bazı şeyler olduğu kesin. 

Yardımlaşma buna en büyük örnek. Bir zamanlar görev yaptığım bir deprem bölgesinde tanık olduğum bir konuşmayı hatırlayınca o günden bugüne gerçekten çok mesafe kat etmişiz diyorum. 

Yıllar önceki o deprem bölgesinde hali vakti yerinde bir esnaf arkadaş, yine aynı görünümde bir başka esnafa sesleniyor. 

‘Öğleden sonra bakliyat dağıtılacakmış, kaçırmayalım(?!).’

Baksanız dükkânının bir günlük cirosu dağıtılan yardımdan kat be kat fazla…

Ve bugünlerde görüyoruz, vatandaş evini açmaya çalışıyor, oteller adeta yarışıyor bedelsiz ağırlamak için depremzedeleri. Daha nice yardım girişimleri…

Depremlerden öğrendiklerimizden biri de ‘hayat üçgeni’. Çocuk yaşlarda bize eşik altına geç, masa altına saklan denilirdi. Acı tecrübeler gösterdi ki bunların hiç biri doğru değil. Aksine çok hatalı.

Hayat üçgeni denilen ve kenarlar birbirinin üzerine düşse de bizi etkilemeyecek üçgen alanlarda küçülerek ve korunarak beklemek. Çamaşır, bulaşık makinası kenarı gibi…

Kesinlikle korur mu? Diğer bölgelere göre daha çok koruyacağı kesin. 

Her söz, her tedbir bir parça umut için…

Beklemek. Bir parça umut için… 

Elif bebek de bekledi saatlerce ve günlerce… 

Sıkı sıkıya tuttu kurtarıcısının elini bir parça umut ile...

İyi bakın Elif bebeğe umutları balon olmasın…

‘’Elif bebeğin direnci, hayata bağlılığı ülkemin umudu olsun.’’

Elif bebeklerin eli, kurtarıcılarının elini değil balonların ipini tutsun sıkı sıkıya…

…….

Bu yazıyı yayına hazırlarken mucizevi bir haberle sevindik tekrar. Ayda bebek de sağ kurtarılmıştı enkaz altından. İki küçük çocuk günler sonra gün yüzü görmüştü. 

Mucize iki kez yaşanır mı? Yaşandı. Tam da Elif bebek ülkemin umudu olsun derken…

Tekrarlayan bu güzel gelişmeler, depremin tüm acılarını bir an olsun unutturan bu gelişmeler nasıl oluyordu. Nasıl oluyor da bebek sayılabilecek minik yaştaki çocuklarımız bu direnci gösterebiliyordu?

Çocuk hastalıkları uzmanı arkadaşım Dr. Neşe Yar ile bir durum değerlendirmesi yaptık aramızda. Mucizenin anatomisi idi aslında sonuç;

‘’Hayat üçgenindeki çocukların bedenleri küçük, mekanik travmaya maruz kalma ihtimalleri daha az. 

Yaşları nedeni ile uyku sürelerinin daha uzun olması metabolizmanın daha yavaş olmasını sağlıyor. 

Tüm bunlardan daha önemli olan algı ve korku. Algı ve korku yaşla, yaşanmışlıklarla ilintili bir durum. Yaşı gereği daha önce içinde bulunduğu olayla ilgili herhangi bir farkındalık ve duygu oluşmamış. Belki de sadece anne hasreti ve açlık dürtüsü var. 

Korku ve kaygı; beyinden tüm vücuda yayılan ‘savaş veya kaç’ fizyolojisini yaratır, adrenalin deşarjı yapar ve metabolizmayı hızlandırır. Bu da oksijen sarfiyatını ve enerji tüketimini arttırır. Ardından gelen sabırsızlık ve çaresizlik de sürecin olumsuz etkilenmesini sağlar…

Küçük çocuklarda bu durumun farkındalığı yaşa göre çok daha az olabileceğinden hayatta kalma süresinde avantaj olabilir.’’

.

Mucizeler, korkusuzdu. Gün ışığına çıkarken bile alabildiğine doğal ve sakindi… 

Hoş geldiniz sevgili Elif ve Ayda…

.

.

Sevgi ile…

Uzm. Dr. Şerafettin Özdoğan

Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon, Bütünleyici Tıp Eğitmeni

[email protected] 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Ege Saati mobil uygulamasını indirin, dünyayı Ege'den okuyun...