TÜM HABERLERGÜNDEMÖZEL HABEREGE'DEN HABERLERYEREL YÖNETİMLERYAŞAMGAZETE
DİĞER
YAZARLAR
× ANASAYFATÜM HABERLERGÜNDEMÖZEL HABEREGE'DEN HABERLERYEREL YÖNETİMLERYAŞAMGAZETEKADINBİLİM VE TEKNOLOJİSAĞLIKKÜLTÜR SANATEKOLOJİMAGAZİNEĞİTİMDÜNYASPOREKONOMİYAZARLAR
YAZARLAR
Dr Şerafettin Özdoğan

Ağrının hikâyesi


 

“Ağrının hikâyesi mi olur?” 

“Yap tetkikleri, al filmleri görünsün ağrı nereden kaynaklanıyor, nedir sebebi?”

 

Var mıdır ağrının hikâyesi sahi, şöyle üstelik bölüm bölüm ve her biri birkaç perde… 

Var! Üstelik özellikle kronikleşen her ağrının bir hikâyesi var. Üstelik taa çocukluktan gelen bir hikâye… 

 

Günümüzde teknolojinin ilerlemesi ile ağrının hikâyesini anlamak yerine yazının başlangıcındaki işlemler yapılıyor ve kısa zamanda karar verebilme içgüdüsü ile ağrının asıl çıkış hikâyesi unutuluyor. Sonrasında uygulanan tedaviler de bu yüzden etkisiz kalabiliyor veya geçici süre ile çözüm olabiliyor.

 

Oysaki ağrının hikâyesi çok eskilerden ve neredeyse çocukluktan gelen bir hikâyedir. 

 

Üç bölümdür!

 

Son bölüm ve son sahnede doktor muayenesinde tespit edilen ve tetkiklere yansıyan görünümdür. Hikâyenin mekanik olanıdır. Gözle görülür, bazen elle de tutulabilir. Maddeseldir. Belki de bu nedenle de en inandırıcı olanıdır. Suçlanır! Ve “evet, işte orası!” denilen andır. 

 

Bardak az önce taşmıştır ve en çok o son damla konuşulur. Son damlanın gelişi yine bir mekanik hareketle oluşmuştur, son sahneden hemen bir önceki sahnede; “Tam yüzümü yıkamak için eğilmiştim ki birden bir ses geldi ve ağrı başladı. Tutuldum”

 

Tutulmanın ayak sesleri, aslında ağrının hikayesinin mekanik olan üçüncü bölümünün tamamına hâkimdir. Son iki sahneye gelene kadar bazen haftalar, bazen de aylar süren bir hâkimiyet. Bedeni mekanik olarak yanlış kullanma veya zorlamalarla ilerler… Bir anda başlayan ağrı aslında tek bir anın ve tek bir sahnenin ağrısı değildir.

 

İkinci bölüm;

Uzun bir süredir devam eden biyolojik zorlanma ve kaosdur. Yetersiz beslenme, yetersiz uyku gibi biyolojimizi ve fizyolojimizi olumsuz etkileyen bölümdür. Kaoslar derinleştikçe blokajlar artar ve kaos daha çok yerleşir. Ve son bölümdeki mekanik sürecin hasarlar oluşturmasına zemin hazırlar…

 

İlk bölüm;

Çocukluktan başlar ve zihinlere yerleşir.

“Ayyy! Amann! Dikkat!” “Korkma!..”

Korumaya çalışırken çoğu zaman kaygı ve korku yerleşir… 

Yaş ilerledikçe de kaygılar katlanarak artar;

“Soğuk su içme hastalanırsın!”

“Belin açık kalmasın, belin tutulur!”

“Mineral, vitamin eksikliğinde bunlar, şunlar olur, ağrılar çok olur!”

“Falanca hastalıkta dayanılmaz ağrılar olur, yıllarca geçmeyebilir!!”

“Ameliyat olmazsan felç olursun! Ağrılarla yaşamak zorunda kalırsın!..”

 

Her olay, her hareket bir tehdit algısı olarak algılanmaya başladığında çoktan diğer bölümlere geçilmiştir…  

 

Ve final sahnesinde artık bardağı taşırmak için herhangi bir damla yetecektir…

 

Ağrıyı anlamak için hikayenin son sahnesinden değil de en baştan incelenip anlaşıldığında çözüm de çok sade olacaktır!..

 

Sevgi ile…

 

Uzm. Dr. Şerafettin ÖZDOĞAN

Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon 

Bütüncül Tıp Uygulayıcı Eğitmeni

[email protected]

(Bir sonraki yazı, “Ağrının hikâyesini anlamak!”)

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Ege Saati mobil uygulamasını indirin, dünyayı Ege'den okuyun...